Eyüp Belediyesi Genç Akademi

Paranın Ortaya Çıkışı ve Mevcut Parasal Sistem

Eyüp Genç Akademi tarafından düzenlenen İktisadi İlahiyat programı 20 Şubat Cumartesi günü saat 18.30’da Kara Süleyman Tekkesi’nde gerçekleşti. Programda bu hafta ‘Parasal Sistem’ konusu ele alındı.

Programın eğitmeni Dr. Melih Oktay katılımcılara “Para nedir?” sorusunu yönelterek derse giriş yaptı. Henüz eserleri Türkçeye çevrilmemiş olan Silvio Gesell’i tanıtan Oktay, Alman bir tüccar olan Gesell’in 1890 yılında Arjantin’deki finansal krizden etkilenmesi ile kaleme aldığı  “Sosyal Bir Devlet İçin Parasal Sistemin Reformu” yazısında paranın ortaya çıkışının temellendirilmesini ele aldı. Gesell’e göre; “Toplumdaki iş bölümü sonucunda takastan çok daha kolay bir yöntem olan para orta çıkmıştır. Fakat paranın kötü değerlendirilmesi sonucu takas günlerimizi arar olduk.” Bunun nedenini ‘değer’ kavramı üzerinden ele alan Gesell, değerin yerine fiyatların konuşulması gerektiğini savunmuştur. Bu görüşü savunmasının nedeni o dönemde mevcut olan iki kamplaşma olduğunu ifade eden Oktay, bu kamplardan birinin görüşüne göre para olarak sadece altın ve gümüş kabul edilmekte, diğer grubun ise kâğıt parayı tercih ettiğini söyledi. Gesell kâğıt para savunucusudur ve O’na göre, “Paranın kendinde bir değerinin olmasına lüzum yoktur. Para denilen şeyin maddesi kötü olmalıdır.” ‘Gresham Kanunu’na değinen Oktay, bu kanuna göre iyi para kötü parayı kovmaktadır. İnsanların ceplerindeki yırtılmış paraları ellerinden çıkarmaya çalıştıklarını söyleyen Oktay, piyasada kötü paranın dolaşacağını bununla birlikte paranın maddesinden çok fonksiyonunun önemli olduğunu ifade etti. Arz ve talep konusundaki dengesiz sistemi eleştiren Gesell’e göre para bedava olmalı ve parayı devlet basmalıdır. Arapçada altın ve gümüş kelimeleri incelendiğinde iki kelimenin ortak kök anlamının ‘gitmek’ olduğunu belirten Oktay, paranın devamlı ve sürekli hareket halinde olması gerektiğini vurguladıktan sonra katılımcılardan Yunus Ekşi’ye sözü bıraktı. Ekşi, mevcut sistemin işleyişindeki ana kriterlere değinerek para ile malın denk olması gerektiğine vurgu yaptı. Bu dengeyi sağlayacak olan otoriter gücün devlet olduğunu ifade eden Ekşi, “Cebimizdeki para devlete ait olmalıdır. Fakat maalesef basılan para devlete ait değildir, bu para devlete borç olarak verilir. Borca dayalı para sistemi olarak adlandırdığımız bu sistem borç ile başlıyor ve sürdürülüyor.” dedi.  Bankalardan verilen kredi ile Merkez Bankası’nda basılan para miktarının eşit olmadığını söyleyen Ekşi, bankaların olmayan bir parayı insanlara verdiğini belirtti. Bu sistemin bir an önce değiştirilmesi gerektiğini ifade eden Ekşi, toplumun yaşadığı sıkıntıların temelinde yatan sebebin ekonomik olduğunu belirtti. Faizin aile yaşantılarını dahi etkilediğini ve faizi engellememenin zulme rıza göstermek olduğunu söyleyen Yunus Ekşi, diğer katılımcıların sorularını cevaplandırdıktan sonra sunumunu sonlandırdı.